Bir sabah Kayseri’nin soğuğu
Kayseri’nin sabahı her zaman biraz sert olur. Hava sadece soğuk değildir; insanın içine işleyen, sanki kemiklerin arasına sızan bir sessizlik taşır. O gün de öyle bir sabahtı. Ellerim cebimde, başım öne eğik yürüyordum. Uyku ile uyanıklık arasında sıkışmış gibiydim. Hayatımda bazı günler vardır, hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür ama aslında içimde fırtına kopar. O sabah da onlardan biriydi.
Otobüs durağında insanlar bekliyordu. Kimisi telefona gömülmüş, kimisi boşluğa bakıyordu. Ben de onlardan biriydim aslında, sadece dışarıdan fark edilmeyen türden. İçimde sürekli konuşan bir ses vardı; bazen umutlu, bazen kırgın, bazen de neden burada olduğumu sorgulayan.
Otobüs durağında duyulan söz
Tam o sırada iki kişi yanımdan geçti. Yaşları benden biraz küçüktü gibi ama o yaşların keskin dili her zamanki gibi hazırdı. Birbirlerine bir şeyler söylüyorlardı, gülüyorlardı. Sonra içlerinden biri bana baktı. Bakışı kısa sürdü ama cümlesi uzun kaldı.
“Şuna bak ya… kenef suratlı.”
O an zaman sanki bir anlığına durdu. Kelime havada asılı kaldı. “Kenef suratlı” dedikleri şey bana mıydı, emin bile olamadım ilk saniye. Sonra içimde bir şey çöktü. Yutkundum ama boğazımdan aşağı inmeyen bir şey vardı; gurur gibi, kırgınlık gibi.
Yüzümde hiçbir şey değişmedi belki ama içimdeki dünya çatladı. İnsan bazen bir kelimeyle küçülmez, ama o kelimeyle kendi içine daha derine düşer.
“Kenef suratlı” ne demek diye aklımda dönenler
Otobüs gelene kadar o kelime kafamda dönüp durdu. Kenef… Bizim oralarda tuvalet anlamına gelir. Eski, kirli, kimsenin girmek istemediği yer. Surat kelimesiyle birleşince ortaya ağır bir şey çıkıyor. İnsan yüzünü bir yere benzetmek… hem aşağılamak hem de görmezden gelmek gibi.
Ama asıl canımı yakan kelimenin anlamı değil, söylendiği andı. İnsan bazen anlamdan çok niyeti hisseder. O çocuklar bana bakarken aslında beni görmüyordu. Sanki orada bir insan değil de, dalga geçilecek bir nesne vardı.
Otobüs geldiğinde bindim. Cam kenarına oturdum. Dışarı bakarken kendime şunu sordum: “Ben ne zaman bu kadar görünmez oldum?”
Çocukluğa açılan kapı
Merhaba! Erginplastik sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Kenef suratli ne demek” var.
Bu soru beni çocukluğuma götürdü. Çünkü bazı yaralar bugün açılmaz; çok önce açılmıştır, sadece bugün sızlamaya başlamıştır.
İlkokulda da benzer şeyler olurdu. O zaman kelimeler daha basit ama etkisi daha sertti. Bir defasında teneffüste yanımdan geçen bir çocuk “kirli yüzlü” demişti. O zaman da anlamamıştım, sonra öğretmene sormuştum. Öğretmen geçiştirmişti. Ama ben içimde büyütmüştüm.
Evde anneme anlatamazdım. Babam zaten az konuşurdu. Ev sessizdi. O sessizlik bazen korur insanı, bazen de daha yalnız hissettirir.
Yıllar geçtikçe insan bazı şeyleri unutacağını sanıyor. Ama unutmak dediğimiz şey çoğu zaman sadece üstünü örtmek oluyor. Altında duran şey aynı kalıyor.
Evde sessizlik
O gün akşam eve döndüğümde kimseye bir şey anlatmadım. Çay koydum kendime. Bardağın buharı yüzüme vururken, aynaya baktım.
Yüzüm normaldi. Ama içimde bir kırılma vardı. Sanki yüzüm değil de içim “kenef” gibi hissettiriliyordu. Kirli, değersiz, uzak durulan.
Bu düşünceyi sevmedim. Ama bazen insan kendi düşüncelerini sevmese bile onlarla yaşamak zorunda kalır.
O gece defterimi açtım. Günlük tutmayı severim. Kelimeler benim için bazen kaçış, bazen sığınaktır.
“Bugün biri bana kenef suratlı dedi,” yazdım. Sonra uzun süre durdum. Devamını yazamadım. Çünkü devamı yok gibiydi. Sadece o cümle vardı ve içimde bıraktığı ağırlık.
Değişen günler
Ertesi gün hayat yine aynı şekilde devam etti. İnsanların çoğu böyle yapar zaten. Dünya bir kişinin kırılmasına göre durmaz.
İşe gittim. İnsanlarla konuştum. Gülümsedim. Ama içimde küçük bir gölge vardı. Bazen konuşurken bile o kelime araya giriyordu.
“Kenef suratlı.”
Sanki biri fısıldıyordu.
Bir süre sonra fark ettim ki, insanın en büyük düşmanı bazen dışarıdaki sesler değil, içeriye alınan sesler oluyor.
Bir aynanın karşısında
Bir akşam banyoda aynaya uzun uzun baktım. Kendime yabancı gibi değil, tanıdık ama uzak biri gibi baktım.
“Ben gerçekten böyle miyim?” diye sordum.
Cevap yoktu.
Ama sonra şunu düşündüm: Birinin söylediği bir kelime, benim gerçeğim olabilir miydi?
Yüzüm değişmemişti. Ama algım değişmişti. Asıl kırılma buydu.
O an fark ettim ki, “kenef suratlı” denilen şey bir yüz tanımı değil, bir bakış açısıydı. Beni küçümseyen bir bakışın kelimeye dönüşmüş haliydi.
İç hesaplaşma
Günler geçtikçe o kelimeyle kavga etmeye başladım. İçimde iki taraf vardı. Biri “önemseme” diyordu, diğeri “unutamazsın” diyordu.
Bir gün yürürken durdum. Kendime yüksek sesle olmasa da içimden şunu söyledim:
“Ben onların gördüğü gibi biri değilim.”
Ama bunu söylemek yetmiyordu. Çünkü insan bazen sadece kendine inanarak iyileşmez. Yaşayarak iyileşir.
O yüzden insanlarla daha çok konuşmaya başladım. Göz teması kurdum. Gülümsemeye çalıştım. Ama en önemlisi, kendi yüzümü yeniden görmeye çalıştım.
Affetmek
Bir süre sonra şunu fark ettim: O çocuklara kızgınlığım azalmıştı. Çünkü onların söyledikleri şey aslında bana ait değildi. Onların kendi öfkesiydi, kendi düşüncesizliğiydi.
Ama affetmek onları aklamak değildi. Sadece kendimi o kelimenin içinde tutmamaktı.
Bir gün otobüs durağında yine beklerken, aynı yaşlarda çocuklar geçti. Yine güldüler. Ama bu kez bana bakmadılar bile. Ya da baktılarsa bile ben farklı gördüm.
İçimde bir şey değişmişti.
Sonuç yok, devam var
Hayat bazen bir cümleyle başlar, bir cümleyle kırılır, ama asla bir cümleyle bitmez.
“Kenef suratlı” kelimesi benim hayatımda bir anlık bir hakaret olmaktan çıktı. İçimde bir dönüm noktasına dönüştü. Kendime bakışımı sorgulattı. Zayıflığımı gösterdi, ama aynı zamanda gücümü de fark ettirdi.
Çünkü ben o kelimenin altında kalmadım. Onun içinden geçtim.
Ve artık biliyorum: İnsanları tanımlayan şey başkalarının söyledikleri değil, onların o sözlerden sonra nasıl yürümeye devam ettikleridir.
Erginplastik olarak “Kenef suratli ne demek” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!
Daha Fazlası İçin: Kalıtım ne demek 10. sınıf ?