Zahiri Kime Denir? Bir Hayal Kırıklığının Ardında
Gözlerimdeki Sis ve İlk Şüphe
Bir zamanlar Kayseri’nin sokaklarında yürürken, her şey o kadar netti ki… Her bir adım, her bir insan, her bir gülüş… Hepsi bana çok yakındı, sanki her şeyin anlamını tam olarak biliyordum. Ancak o gün, her şey değişti. O gün, bir soru takıldı kafama: “Zahiri kime denir?”
İçimde bir boşluk vardı; hem heyecanlıydım, hem de çok korkuyordum. Gözlerimdeki sisin ardında ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Duygularım bir yandan bana oyun oynuyor, bir yandan da içsel bir gerçeklik arayışıyla sarmalıyordu her düşüncem. Kayseri’nin o soğuk ve gri sabahında, kendimi kaybolmuş hissediyordum. O anlarda, herkesin yüzünde, yaşadığı dünyasında, biraz da kendimden korkarak, “Zahiri kime denir?” sorusunu düşünüyorum.
Biraz daha ileriye gitsem, o sorunun cevabını bulacak mıydım?
Hülya ve O An
Bir yanda Kayseri’nin dar sokakları, bir yanda ise çocukluğumdan beri her zaman gülümsediğim, ruhumun en derin yerine kadar bildiğim bir dostum olan Hülya. Birlikte büyüdük, birlikte ağladık, birlikte güldük. Ne de olsa, biz birbirimize dair her şeyi biliyorduk. Ama bir şey vardı. Bir şey vardı ki, yıllarca anlamadım. Bazen insanlar öyle derinleşiyorlar ki, hem onları anlamak hem de kendini anlamak imkansız oluyor.
Bir akşam Hülya ile çayı içerken, garip bir sessizlik çökmüştü aramıza. Konuştukça, birbirimize daha da uzaklaştığımızı hissediyordum. Ne de olsa, dostluk denilen şey zaman zaman kaybolur, iz bırakır ve sonra başka bir şekilde geri gelir.
“Bir şeyi anlamıyorum, Hülya. Bazen insanlar birbirini o kadar çok severler ki, birbirlerine sadece bir gözyaşı bile yetiyor, bazen de yalnızca bir bakış… Ama bu durum niye?”
Hülya’nın gözlerinde bir belirsizlik, bir cevap arayışı vardı. Bir an sustu, sonra bana bakarak “Zahiri…” dedi.
Ve o anda ben de onu anlamadım. Hülya, bana bakarak “Zahiri kime denir?” diye soruyor gibiydi. O an, onun bana söylediği şeyin, sadece bir kelimeden ibaret olmadığını hissettim. Yüzümde bir donukluk, içimde ise bir tür boşluk vardı.
Gerçek ve Maske Arasındaki O An
Hülya’nın bakışlarındaki bu sessiz anlamı o anda çözemedim. O an, her şey birden çok netleşti, ama çok dağınıktı. Kayseri’nin o karanlık sokaklarında, Hülya’nın elindeki çay bardağını izlerken, kendimi tanımaya başladım. O an o kadar kararsızdım ki, ne Hülya’ya ne de kendime güvenebiliyordum. Bütün her şey bir maske gibi duruyordu. Bir gerçek vardı ve bir de maske.
İşte o anda, bana “Zahiri”yi düşündüren bir şey fark ettim. Belki de uzun yıllardır hepimizin yaptığı gibi, insanlar sadece dışarıdan görüneni kabul ediyoruz. Görünenin içindeki gerçekler ise çok farklı. Zahiri, belki de sadece dışarıdan görünen, o kadar ince bir maskeydi ki, onun ardındaki duyguları ya da kimliği kimse anlayamıyordu.
Birinin içini görmek çok zordur. O yüzden belki de Zahiri, sadece görünüşe bakarak yapılan bir yargıydı. İçini görmek için daha fazla cesaret, daha fazla anlayış gerekiyordu. Ama o cesaret bir şekilde kaybolmuştu. Ya da ben, o cesareti kaybetmiştim. Duygularım, beni başka bir yönüme götürüyordu. “Zahiri kime denir?” diye bir soru sorarak, o cevaba ulaşmaya çalışıyordum. O cevabın ardında neler vardı, kimler vardı?
Kaybolan Bir Gerçek
Bir hafta sonra, Kayseri’nin karanlık sokaklarında yürürken, bu kez gerçekten bir şey fark ettim. Evet, Hülya hala yanımdaydı ama aramızda bir şeyler değişmişti. O soru, beni çok daha fazla düşünmeye itmişti. Zihnimde dönüp duran bir “soru” vardı: “Zahiri kime denir?”
O an, bir arkadaşımın söylediği bir şey geldi aklıma: “Bazen dışarıdan bakınca herkes aynı görünür, ama kimse ne kadar kırılgan olduğunu göstermez. İnsanların bazen gülüşleri, içlerindeki boşluklardan kaçar.”
Ve işte tam o anda, bir şeyin farkına vardım. Hülya’nın bana bakarken, içindeki gerçekliği maskelediğini, sadece görünüşe göre bir şeyler söylediğini artık anlamıştım. İçinde bir boşluk vardı, ama o boşluğu kimse göremezdi. Çünkü o, maskelerini takıyordu. Maskelerini giyip dışarı çıkıyordu. O zaman, bir kez daha kendime sordum: “Zahiri kime denir?”
Evet, belki de Hülya da kendini bu kadar gizlemişti. Hep dışarıdan bakıldığında gülümseyen bir insan ama aslında içinde kaybolan, kimseyle paylaşamadığı bir hüzünle dolu bir insan. Ben de bir noktada ona benzemiştim.
Sonra Ne Oldu?
Bütün bu sorularla bir başıma Kayseri’nin sokaklarında yürürken, bir şey fark ettim. Zahiri, aslında dışarıdan bakınca gördüğün, gözlemlerle anlayabileceğin bir şeydi. Ama gerçekte, içini görmek gerekiyordu. Hülya da kendi içinde bir yolculuğa çıkmıştı, belki de içindeki boşluğu bulmaya, o kaybolan gerçekliği yeniden keşfetmeye çalışıyordu.
Bütün bu yolculuk, sonunda bana şunu öğretti: Zahiri, sadece dışarıdan gördüğünüz ve belki de en kolay anlamadığınız bir şeydi. Kimse, kimsenin içini tamamen göremezdi. Çünkü o iç dünyayı görmek için, biraz cesaret, biraz güven ve biraz da zaman gerekiyordu.
Ve Kayseri’nin o dar sokaklarında yürürken, Hülya ile, belki de kendimi yeniden bulmaya başladım. Bütün o maskeler düşer mi? Düşmeliydi belki de… Ama zaman her şeyin ilacıydı.